Men’s Health UK’in, dünyanın en karizmatik spor figürlerinden biri olan Eddie Hearn ile gerçekleştirdiği özel röportaj, boks dünyasının perde arkasını aralamakla kalmıyor; milyar dolarlık Matchroom Boxing imparatorluğunun arkasındaki adamın zihnine derin bir yolculuk sunuyor.
Kendi deyimiyle bir “nepo baby” (ayrıcalıklı doğan çocuk) olmanın getirdiği önyargıları, “Beş parasızmış gibi çalış” mottosuyla yıkan Hearn; asi gençlik yıllarından zihinsel sağlık mücadelelerine, fiziksel dönüşümünden dövüşçülerle kurduğu kırılmaz bağlara kadar her şeyi tüm çıplaklığıyla anlatıyor.
Çocukluk Odasından Milyar Dolarlık Genel Merkeze
Röportajın en dikkat çekici kısımlarından biri, çekimlerin yapıldığı mekan. Bugün dünya boksunun kalbinin attığı, devasa anlaşmaların yapıldığı Matchroom HQ (Genel Merkezi), aslında Eddie Hearn’ün çocukluğunun geçtiği ev.
“Burası eskiden salondu, yukarısı yatak odasıydı, şurası da mutfaktı,” diyerek etrafı gösteren Hearn, bu evin ailesi için ne kadar uğurlu olduğuna dikkat çekiyor: “Şirket merkezini buraya taşıdığımızda, grafik bir anda yukarı fırladı. Eskiden burada dünyadan habersizce koşuştururdum, şimdi ise bir sürü stresle koşuşturuyorum.”
Eski yatak odasına girdiğinde hissettiği tuhaflığı gizlemeyen Hearn, o günlerdeki “Genç Eddie”yi şöyle tanımlıyor: “Biraz güvensiz, gösteriş meraklısı (Flash Harry) ama iyi kalpli bir çocuk… Özel bir okula gidiyordum ama oradakiler benim tarzım insanlar değildi.”
Zippo Çakmak, Kötü Notlar ve “Dışlanış”
Hearn, gençlik yıllarındaki asi tavırlarından bahsederken oldukça samimi. Çatı katında arkadaşlarıyla Zippo çakmakla sigara içerken annesine yakalanışını ve annesinin saçından tutarak onu aşağı indirişini gülerek anlatıyor.
Ancak en büyük dersi eğitim hayatında almış. İyi bir okula (Brentwood School) gitmesine rağmen, 6. sınıfa geçmek için gereken notları (GCSE) alamamış. Babası Barry Hearn, okula gidip “Yıllardır buraya sponsor oluyorum, oğlumu okulda tutun” demesine rağmen okul yönetimi Eddie’yi okuldan göndermiş. Annesi bu duruma yıkılsa da Eddie, sıradan bir devlet okuluna (Havering College) giderek başarılı notlar (Bir A, iki C) almış ve kendini o lüks okula kanıtlamış.
Hearn, o günkü Eddie’ye şu tavsiyeyi veriyor: “Çeneni kapalı tut ve insanlara daha fazla saygı göster.”
Babasının Tablosu ve Kalp Krizi Mirası
Evin merdivenlerinde babası Barry Hearn’e ait devasa bir tablo duruyor. Eddie, babasının sağlık geçmişiyle ilgili çok çarpıcı bir gerçeği paylaşıyor:
“Büyükbabam 44 yaşında, babasının babası 45 yaşında kalp yetmezliğinden öldü. Babam (Barry) 3 kez kalp krizi geçirdi ama şu an 77 yaşında! 50’li yaşlarındayken 70’lerini görmesi hayal gibiydi. Bu yüzden merdivenlerden çıkıp o tabloyu gördüğümde ‘Lanet olsun, evet!’ diyorum.”
Dövüşçülerle Kurulan “Kırılmaz” Bağlar
Bir yanda acımasız bir iş adamı, diğer yanda boksörlerin dert ortağı… Hearn bu dengeyi nasıl kurduğunu şöyle açıklıyor:
“Benim için en önemli şey sporcuyla o arkadaşlığı, o bağı kurabilmek. O anları onlarla yaşamak istiyorum. Hayaller gerçekleştiğinde hissettiğiniz o coşku paha biçilemez.”
Tony Bellew, Carl Froch, Darren Barker, Anthony Joshua ve Katie Taylor ile kurduğu bağları “kırılmaz” olarak nitelendiren Hearn, boks dünyasının karanlık yüzüne de değiniyor: “Şimdiye kadar pisliklerle, harika insanlarla, kötü ve şiddete meyilli insanlarla uğraştım. Ama bundan önce poker sektöründeydim ve inanın bana, orası buradan bile daha bktan!”*
120 Kilodan Gelen Değişim: “Tek Bedeniniz Var”
Eddie Hearn, daha önce 120 kiloya kadar çıktığını, sadece koşup diyet yaparak zayıfladığını ama bunun yanlış olduğunu fark ettiğini söylüyor. Artık ağırlık antrenmanlarına yönelmiş durumda. “50’li yaşlara formda girmek gerçekten harika bir şey,” diyen Hearn, bu felsefeyi şirketine de yaymış.
Personeli için ücretsiz kişisel antrenör (PT) ve spor salonu sağlayan Hearn, çalışanlarındaki verim artışından çok memnun. Kendine bakmayanlara ise isyan ediyor: “İnsanlara ‘En son ne zaman spora gittin?’ diyorum, ‘Sanırım 18 yaşındayken’ diyorlar. Adam 40 yaşına gelmiş! Sadece bir bedeniniz var. Daha uzun ve iyi yaşamak için tek şansınız var. Spora gitmemek bana akıl almaz geliyor.”
Zihinsel Sağlık: Eski Nesil ile Yeni Nesil Çatışması
Röportajın en derin kısımlarından biri de zihinsel sağlık (terapi) üzerine olan sohbet. Hearn, nasıl yetiştirildiğinden dolayı terapiyi hep bir “zayıflık” olarak gördüğünü itiraf ediyor:
“Eğer babama gidip ‘Zorlanıyorum, iyi değilim’ deseydim bana ‘Çeneni kapat!’ derdi. Hatta bir keresinde bana ‘Biliyor musun ben ne yaparım? Aynanın karşısına geçerim ve kendime mutluyum derim’ demişti.”
Ancak Eddie, bu zinciri kızları için kırmaya kararlı. Netflix belgeseli çekimleri sırasında arabada kızlarının kendisine “Senin terapiye ihtiyacın var baba” demesini ilk başta bir hakaret olarak algılamış: “Bende ne sorun var ki? diye düşündüm. Ama onlar ‘Sadece biraz garip ve çılgın bir hayatın var, sana iyi gelir’ dediler. Genç erkeklerin dertlerini paylaşmadıkları için hayatlarına son verdiğini görüyoruz. Oysa terapi %100 işe yarayan bir şey.”
“Nepo Baby” Olmak ve “Beş Parasızmış Gibi” Çalışmak
Hearn, sahip olduğu ayrıcalıkların farkında ve bunu inkar etmiyor:
“Herkes bir ‘nepo baby’den nefret eder. Bana bunu söylediklerinde, ‘Evet, ben lanet olası bir nepo baby’im’ diyorum. Yalan söyleyemem.”
Ancak Hearn’ü diğer ayrıcalıklı çocuklardan ayıran şey, saplantı derecesindeki çalışma etiği. “Benim çalıştığım kadar çalışmama hiç gerek yok. Ama ben herkesten daha fazla çalışıyorum. Babamın bana öğrettiği gibi: Beş parasızmışsın gibi, cebinde tek kuruşun yokmuş gibi çalış. İşte benim yaptığım bu.”
İnsanlardan sadece zengin olduğu için değil, çalışma ahlakı için saygı görmek istiyor: “Beni en çok gururlandıran şey, birinin ‘Kahretsin, bu adam gerçekten deli gibi çalışıyor’ demesi.”
Jake Paul’a Duyulan Saygı ve Son Söz
Gösteriş ve şovmenlik dendiğinde akla gelen Jake Paul hakkında ise Hearn saygılı konuşuyor: “Jake Paul’a saygı ve hayranlık duyuyorum çünkü çok zeki. Ne olursa olsun o ringe giriyor, o yumrukları yiyor ve rekabet ediyor. Yaptığı işte çok iyi.”
İki derecelik buz banyosuna (Ice Bath) girerken röportajı noktalayan Hearn, hayat felsefesini tek bir cümleyle özetliyor:
“Pişmanlıklar birer derstir. Eğer hata yapmazsanız asla öğrenemezsiniz ve asla evrim geçiremezsiniz.”




